Ali Avni Çelebi Hayatı ve Eserleri

Pazar, 5 Mayıs 2013, 12:25 | Önemli Kişilikler | 0 Yorum
by admin

Ali Avni Çelebi (d. 1 Mart 1904, İstan­bul – ö. 25 Ağustos 1993, İstanbul), kü­bizm, yapımcılık ve dışa vurumculuğu ken­dine özgü bir yorumla birleştiren ressamdır. Türkiye’de modern resmin ilk temsilcile­rinden sayılır.

Ali Avni Çelebi Eserleri, Ali Avni Çelebi Hayatı

Ortaöğrenimini Vefa İdadisi’nde (1914-18) tamamladıktan sonra 1918’de Sanayi-i Nefi­se Mektebi’nin hazırlık sınıfına girdi. İlk iki yıl Hikmet Onat’ın atölyesinde antik hey­kellerden çizimler yaptı, resim bilgisiyle tekniğini geliştirdi. 1920’de İbrahim Çallı” nm atölyesine geçerek canlı modelden çizim ve yağlı boya çalışmalarına başladı. Avrupa’ daki sanat akımlarını izlemek ve resim bilgisini artırmak için okulu bırakarak R. Aşir Acudoğu ve Kenan Yontunç’la birlikte 1920’Ierin başında Almanya’ya gitti, Münih Sanat Akademisi’nde Grober’in derslerine katıldı. İki ay kadar Hans Hofmann’m özel atölyesine devam ettikten sonra Berlin’e giderek Berlin Güzel Sanatlar Akademisi’nde Kleve’nin öğrencisi oldu. Bir süre sonra Münih’e döndü ve yeniden Hofmann’ın atölyesine girdi, dört yıl süreyle çalıştı. 1927’de Türkiye’ye döndükten sonra Konya Kız ve Erkek Öğretmen okullarına resim öğretmeni olarak atandı. Askerlik gö­revini 1927-28’de Yıldız Harp Akademisi Matbaası’nda desinatör olarak yaptı. Müs­takil Ressam ve Heykeltıraşlar Birliği’nin kuruluş çalışmalarına katıldı. 1930’da bir kez daha Münih’e, Hofmann’ın yanına gitti. 1931’de İstanbul Güzel Sanatlar Akademi- si’ne öğretim üyesi olarak atandı, ama çeşitli nedenler yüzünden birkaç ay sonra ayrıldı. 1934’te İstanbul Üniversitesi Edebi­yat Fakültesi Arkeoloji Bölümü’ne desina­tör olarak girdi. 1938’de Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’nde öğretim üye­si oldu. Önce Leopold Levy’nin, ardından Feyhaman Duran’ın asistanlığını yaptıktan sonra 1956’da kendi atölyesini yönetmeye başladı. Bu görevini 1968’de emekli olana değin sürdürdü. 1987’de Mimar Sinan Üniversitesi’nce kendisine onursal profesörlük unvanı verildi.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin yurtiçi gezi programları çerçevesinde 1938’de Malatya’ ya, 1942’de Bilecik’e giden Çelebi, 1944′ teki 6. Devlet Resim ve Heykel Sergisi’nde “Çam Korusu” adlı yapıtıyla birincilik, 1966’daki 5. Tahran Bienali’nde İran Sanat ve Kültür Bakanlığı ikincilik (Zühtü Müritoğlu ile birlikte), 1981’de de Kültür Bakanlığı’nın Atatürk’ün 100. Doğum Yılı başarı ödüllerini kazandı.

Ali Avni Çelebi’nin Eserleri ve Anlayışı

Başlangıçtan beri akademik anlayışa karşı çıkan Çelebi, 1923’te Hofmann’ın atölyesin­de kübıst anlayış üstünde yoğunlaştı. Bu dönem yapıtlarında kübizmin geometrik ve yapımcı (inşacı) yanı ile Alman dışavurum­culuğunun coşkulu renk kullanımı ve duy­gusallığını birleştirdi. Bu anlayışla 1926’da “Vitrin”, “Tavla Oynayanlar” gibi ünlü yapıtlarını gerçekleştirdi. 1930’larda kübist ve dışavurumcu anlayışı dengeli biçimde kullandığı “Silah Arkadaşları” (1932), “Yurdu Savunan Askerler” (1937) gibi re­simler yaptı. 1960’lardan sonra yapıtlarında ağırlık kazanmaya başlayan dışavurumcu anlayış, “Büyükada’dan” (1976), “Piknik” (1979) ve “iğne Ağacı”nda (1979) doruk noktasına ulaştı. Çelebi belirli zamanlarda belirli konulara ağırlık vermiştir. 1926-37 arasında büyük kent yaşamını (“Maskeli Balo”, 1928; “Ber­ber”, 1931), 1938-42 arasında yurtiçi gezile­rinde gittiği yörelerden doğa görünümlerini, 1950’lerde günlük yaşamdan sahneleri (“Hamamda Kese”, 1954; “Uçurtma Uçu­ran Kız”, 1958), 1960’larda hayvan ve av sahnelerini (“Kuşçu”, 1960; “Balıkçı”, 1962; “Kediler ve Sincap”, 1967) işlemiş, 1970’lerde özellikle Büyükada, Çınarcık ve Düzce’den figürlü manzaralar yapmıştır. Yapıtlarında merkezî bir kompozisyon ku­ruluşu egemendir. Ton anlayışı yönünde yer yer klasik sanata özgü nitelikler görülür. Çelebi genellikle manzaralarında kırmızı- yeşil karşıtlığını, sarı, mavi, mor ve turun­cuyu, figürlü kompozisyonlarındaysa turuncu-mavi karşıtlığını, yeşil ve sarıyı dengeli bir biçimde kullanmıştır.

Yorum Yazın