7:37 am - Pazartesi Ağustos 26, 2019

Dede Efendi veya Mozart Dinleyen Dilenciler

Çarşamba, 28 Kasım 2012, 0:36 | Bilgi Paylaşımı | 0 Yorum
by eokulbengi

(Dinlemezler, dinleyemezler!)

 

Birr keresinde dilencilerle yapılmış olan bir röportajı okumuştum. Hayatları (ihtiyaçtan değil), profesyonel anlamda dilenmekle geçen bu insanların lideri konumundaki birisine, dilencilerin nasıl eğlendikleri ve en çok keyif aldıkları eğlence biçiminin ne olduğu sorulmuş. Bu kişi cevaben, en büyük eğlencelerinin Kumkapı’da bir meyhane kapatıp, sabaha kadar “eğlenmek” olduğunu söylemiş. Burada bana garip olan Kumkapı’da meyhane kapatmaları değil de, en büyük keyiflerini “meyhane kapatıp, sabaha kadar eğlenmek” olarak tanımlamalarıdır. Ayrıca kişinin, alkol almaya başladıktan ortalama birkaç saat sonra sarhoş olacağını düşünürsek, geri kalan zamanda zaten kendileri olarak “eğlenmedikleri” de söylenebilir. Bu kişi, bütün dilencilerin eğlence tarzları konusunda net ve kesin bir fikir verir mi bilmem, ama başka dilencilere aynı soruyu sorduğumuzda, daha sofistike cevaplar alacağımızı sanmıyorum!

Dilenciler Dede Efendi, Mozart veya başka önemli bestecileri dinlemezler dinleyemezler çünkü…

Birincisi yetişme tarzları veya geldikleri ortamlarda bunların veya bu nitelikte keyiflerin olduğunu düşünmüyorum. Yani daha yolun başında bu tür ince zevklerden yoksun başladıkları açıktır. İkincisi, böyle keyiflerinin olduğunu varsayalım haftada 6 gün günde 10 saat insanlara sözlü ve fiilî olarak yalan söyleyen bu kişilerin, hayattaki ince keyifleri almaya devam edebileceklerini sanmam. Çünkü yalancılık mesleği ve ince keyifler bir arada durmaz. Sadece dilencileri kast etmiyorum hangi meslek grubundan olurlarsa olsunlar, sürekli sözel-fiilî olarak yalan söyleyen veya yalanların dolaştığı bir yerde suskun kalan kişilerin teknik olarak bütün insanlık vasıflarını koruyabileceklerine inanmam mümkün değildir. Dolayısıyla bu tür insanlar Dede Efendi veya Mozart dinleyemeyecekler, dinleseler de keyif alamayacaklardır! Çünkü ağır işlerde çalışan kişinin elleri nasır tutar. Nasır tutması kişi için avantajdır, çünkü nasır kişinin ellerinin acımasını önler. Ama sanıyorum, nasırlı eller, kişinin kadifenin yumuşaklığını algılamasını da engeller!

Neden?

İslam tasavvufunda “letaif-latifeler” denilen ve bir târife göre, duyu organları ve aklın sağladığı bilgilerin ötesindeki mânevî gerçekleri bilmemizi sağlayan hassas bilinçaltı yetenekleri vardır. İnsan kusurlu şeyler yaptığı zaman bu letaifin-latifelerin bir kısmı gider bu gidenlerin de bir kısmı da pişman olmak ve yanlışa bir son verme eylemine bağlı olarak Allah’ın özel bir ikramı olmadıkça, artık geri de kazanılamazlar. Dolayısıyla yalancılık, hırsızlık, kabalık, kalp kırma, insanın kendisine ve çevresine zarar vermesi gibi tavırlar, bunun yanında zihinsel duruş ve durumlardaki yanlışlar, latifelerimizi eksiltirler. Başka bir deyişle, söz gelimi gün boyunca insanlara fakir ve sakat olduğu yanılsamasını vererek dilenen birisinde, yine söz gelimi Mihrabat Korusunda akşam güneşini seyretmek gibi ince zevkler olmaz! Buna bağlı olarak döviz kurları gibi düşünürsek, bir dilenci, sizin sevdiğiniz birisi veya birileriyle denize karşı oturup içtiğiniz çayın tadını, 1000 tl verip kendince yaptığı Kumkapı eğlencesinden alamaz. Her gün yalan söylenmesine izin veren duyarsızlık, ince keyiflere karşı da mevcuttur!

Bu durum sadece dilencilerin sorunu mudur?

Bu durum sadece dilencilerin sorunu değildir. Eylemlerine ve ondan daha önce, yediklerine, içtiklerine, zihnine nelerin misafir olduğuna ve eylemlerine dikkat etmeyen herkesin sorunudur. Bütün bunlarla ilgili seçimlerimiz bizim profilimizi oluştururlar. Çağımızda özellikle yediklerimize, içtiklerimize ve bedenimize karşı bir farkındalık gelişiyor, ama hâlâ zihnimize nelerin girdiği konusunda dikkatsiziz ve bu konuda konuşmak hâlâ dindar olmak veya olmamak gibi algılanıyor. Hâlbuki sözgelimi, alkol veya sigara, dindar olana da olmayana da zararlı olduğu gibi, zihni kirleten şeyler seyretmek, dinlemek veya okumak, yine herkes için aynı şekilde zararlıdır. Zihinsel girdilere dikkat çekiyorum, çünkü zihnin ve kalbin hâlleri tavırları ve eylemleri etkilemektedir. Zihin yanlış şeylerle besleniyorsa, yanlış bir tutum-durum içinde oluyor. Zihnin yanlış tutumda ısrar etmesi bile tek başına ince fikirleri öldürmektedir. Bunun yanında, zihnin tavırlara yansıttığı yanlışlar ve özellikle bunların sürekli olması da, sizi insan yapan letaifin önemli bir kısmının kaybolmasına ve belki de bir daha geri dönmemek üzere kaybolmalarına sebep oluyor bu durumda artık insan ince bir kavrayıştan ve dolayısıyla ince zevklerden mahrum kalıyor.

Dolayısıyla…

Dolayısıyla insanın hem bedenine hem de zihnine ve kalbine dâhil olan şeylere de dikkat etmesi gerekiyor. Çünkü bunlar olumlu veya olumsuz bir şekilde tavırlarını etkileyeceklerdir. Zihindeki duruş ve buna bağlı olarak ortaya çıkan yanlışlar, ince ruhluluk ve ince fikirlilik adına kayıplar meydana getirecektir. Kişi zamanla ince şeylerden keyif alamaz hâle gelecektir. Hatta daha da kötüsü, artık bundan da rahatsızlık duyma veya bu durumun farkında olmaz. Bu durumda, çözüm olarak hayatınız güzel iyi insanlar, iyi kitaplar, iyi filmler, iyi tiyatro oyunları ve kaliteli sanat eserleriyle doldurmayı öneriyorum.

Savaş ŞENEL

İngilizce Öğretmeni-Eğitim Danışmanı

& İletişim ve Yazarlık Koçu

Yorum Yazın

Sponsorlu bağlantılar

 

Son Yorumlar

İletişim

Sitemiz ile ilgili olarak görüş,öneri ve şikayetler ile reklam teklifleri için eokulegitim[at]gmail.com e-posta adresimizi kullanabilirsiniz.