George Minot Kimdir

Salı, 11 Haziran 2013, 18:04 | Genel | 0 Yorum
by editor

George Minot Kimdir, George Minot Hayatı Biyografi

ABD’li hekim. Beslenme rejiminde karaciğere yer vererek, öldürücü kansızlığın tedavisinde olumlu so­nuçlar almış ve vitamin eksikliğinden kaynaklanan hastalıklara dikkati çek­miştir.

2 Aralık 1885’de Massachusetts Eyaletinin Bos­ton kentinde doğdu, 25 Şubat 1950’de aynı eyaletteki Brookline’da öldü. 1912’de Harvard Üniversitesinde tıp öğrenimini tamamlayıp, uzun yıllar çeşitli hasta­nelerde çalıştıktan sonra, 1928’de Harvard Üniversi­tesi Tıp Fakültesinde profesörlüğe atandı. Bu göre­vini 1948’de değin sürdüren Minot, öldürücü kansızlı­ğın tedavisine yönelik çalışmaları nedeniyle, 1934 Nobel Fizyoloji ve Tıp Ödülü’nü W.P. Murphy ve Whipple ile bölüştü.

1920’de Whipple, beslenmenin kansızlık ve alyuvar oluşumu üzerindeki etkilerini araştırırken, incelediği deney köpeklerinin beslenme rejiminde karaciğere ağırlık verdiği zaman alyuvar sayısının büyük ölçüde arttığını ve kansızlık belirtilerinin giderek kaybolduğunu gözlemlemişti. 1918’den 1923’de değin yardımcı hekim olarak çalıştığı Massac­husetts General Hospital’da kan hastalıkları, özellikle de ilk kez 1849’da Addison’ın tıp dünyasına bildirdiği öldürücü kansızlık (Addison anemisi) üzerinde çalı­şan Minot,Whipple’m bulgularından etkilenerek araş­tırmalarını o yönde yoğunlaştırdı.

Bu tür kansızlıkta, ciddi boyutlara varan alyuvar yıkımının yanı sıra, mide özsuyundaki asit eksikliğinden kaynaklanan ağır sindirim bozukluklarının da görüldüğünü bilen Minot, bu hastalığın, vücutta bir maddenin eksikli­ğinden ileri gelen bir tür beslenme bozukluğu olduğu­na inandı. 1924’de, asistanı ve çalışma arkadaşı olan ABD’li hekim William Parry Murphy (1892) ile birlikte, hastalarına özel bir beslenme rejimi uygula­maya başladı ve her gün düzenli olarak 250 gr karaciğer verilen hastalarda öldürücü kansızlık belir­tilerinin kaybolarak hızlı bir iyileşme görüldüğünü iki yıl sonra bir makaleyle tıp dünyasına duyurdu. O güne değin hastanın dalağını alarak ya da arsenikli ilaçlarla tedavisine çalışılan öldürücü kansızlığın, böylesine basit bir yöntemle tedavi edilmesi büyük yankı uyandırdığı gibi yeni araştırmalara da yol açtı .

Yorum Yazın