Kamulaştırma Nedir

Pazar, 28 Nisan 2013, 13:13 | Genel | 0 Yorum
by admin

Kamulaştırma Nasıl Yapılır Ne demek, Kamulaştırma nedir

Kamulaştırma, devletin, kişinin rızasına bakmadan, kamu yararı amacıyla özel mül­kiyet altındaki bir taşınmaz malı alması. Çoğu ülkede anayasal hükümler malike karşılık olarak bir tazminat ödenmesini öngörür. Yasalarda, idarenin malikle anlaşa­rak taşınmazı satın alması da bir kamulaş­tırma türü olarak düzenlenmiştir. Zoralım (müsadere) terimi, kamulaştırmanın tersi­ne, malın tazminat ödenmeksizin alınmasını belirtmek için kullanılır.

Kamulaştırmanın, tazminat ödeme yükümlülüğüyle birlikte ele alınması gereken, egemen güce özgü bir yetki olduğu düşün­cesini ilk ortaya atanlar 17. yüzyıl hukukçu- lan Felemenkli Hugo Grotius ile Alman Samuel Pufendorf’tur. 17. yüzyıl başlarında­ki İngiliz uygulaması, parlamentonun ka­mulaştırmaya izin vermesi, ödenecek karşı­lığı doğrudan saptaması ya da bu işi yargı mercilerine bırakması biçimindeydi. Yargı merciinin değerlendirmesi malikin yoklu­ğunda yapılırdı. Daha sonra Amerikan kolonileri tazminatın belirlenmesi sırasında malikin de hazır bulunmasını sağlayan yar­gılama yöntemleri geliştirdi.

ABD’de kamulaştırmalarda adil karşılığın denetimi ve tanımıyla ilgili yasal düzenle­meler sınırlıdır. Mahkemeler genellikle adil karşılığı malın alındığı tarihteki rayiç bedel biçiminde ele alır. Rayiç bedel, yalnızca malın var olan kullanım değerini değil, en iyi kullanım koşulları altında gerçekleştirile­bilecek en yüksek değeri de kapsar. Federal yönetim ve birçok eyalet yönetimi, bedelin yargı mercii tarafından saptanmasından ön­ce, uygun teminatın yatırılmasıyla idareye mülkiyeti ve zilyetliği elde etme yetkisi veren acele alma (quick taking) yasalarına başvurur.

Öteki ülkelerin hemen hepsinde, malın alınması durumunda karşılık olarak bir ödemede bulunulmasını öngören anayasal ya da yasal hükümler bulunur. Fransız ve Alman sistemleri, Angloamerikan hukuku­nun tersine, tazminatın malın idare tarafın­dan alınmasından önce verilmesini öngörür. Fransız ve Alman hukuklarından esinlenen ülkelerde kamulaştırmanın yöneldiği kamu­sal amaç sorunu idari niteliklidir ve adli yargıya gitmez. Öte yandan karayolu yapı­mı gibi belli amaçlara yönelik genel kamulaştırma yetkisi tanıyan yasalar bu ülkelerde ABD’ye göre daha azdır; özel durumlarda kamulaştırma yetkisinin kullanılabilmesi için kural olarak parlamentonun izni gerek­lidir.

Türk hukukunda da kamulaştırmada mül­kiyeti devlete ya da öteki kamu tüzel kişilerine geçirilecek taşınmaz malların kar­şılıklarının peşin ödenmesi koşulu anayasa­da öngörülmüştür (m. 46). Kamulaştırma bedelini saptayacak olan takdir komisyonu kamulaştırılan taşınmaz mala ilişkin vergi beyanını, kamulaştırma tarihindeki resmî makamlarca yapılmış kıymet takdirlerini, taşınmaz malların birim fiyatlarını, yapı maliyet hesaplarını ve öteki objektif ölçütle­ri dikkate alır. Kamulaştırma bedeli genellikle nakdi ve peşin olarak ödenmekle birlikte, tarım reformunun uygulanması, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskân projelerinin gerçekleştirilmesi, yeni orman­ların oluşturulması, kıyıların korunması ve turizm amacıyla kamulaştırılan toprakların bedelleri beş yıla varan taksitlerle ödenebi­lir. Bu durumda taksitler eşit olarak belirle­nir ve peşin ödenmeyen bölüm devlet borçları için öngörülen en yüksek faiz haddine bağlanır.

İlgililer takdir komisyonunun belirlediği kamulaştırma bedelinin yükseltilmesi için adliye mahkemesine başvurabilecekleri gi­bi, bedeli yüksek bulan idare de bunun indirilmesi için adliye mahkemesine başvu­rabilir. Bu tür davalara, hangi tarafın açtığı­na bakılmaksızın bedel davası denir. Acele durumlarda idare, adliye mahkemesine baş­vurarak, bilirkişilerce saptanacak taşınmaz mal bedelinin bir ulusal bankaya yatırılması karşılığında taşınmaz mala hemen el kon­masına karar verilmesini isteyebilir (acele el koyma usulü).

İdarenin özel kişilere ait bir taşınmaz mala hukuka uygun usullere bağlı kalmaksızın el koyması durumunda “dolayısıyla kamulaş­tırma” söz konusudur. İdare tarafından girişilen bir bayındırlık işinin idare temsilci­lerince bir özel mülkü sınırları içine alacak biçimde genişletilmesi durumunda böyle bir olay ortaya çıkar. Hukuka uygun olmayan bir biçimde kamulaştırılarak kamu hizmeti­ne ayrılmış ya da kamu yararına yönelik bir gereksinim için ayrılmış ve üzerinde bu amaçla tesis yapılmış taşınmaz malların geri alınması için idare aleyhine açılan istihkak ve müdahalenin önlenmesi davaları Yargı­tay’ca kabul edilmiştir. İdare hukuku esas­larına ve kamu hizmetinin sürekliliği ilkesi­ne uygun düşmeyen bu içtihadın düzeltil­mesi için 1961’de çıkarılan 221 sayılı yasay­la, 1956’ya değin kamulaştırma usulüne uyulmaksızın el konarak (yargıtayın kullan­dığı deyimle “kamulaştırmasız elatma”) ida­rece kamulaştırma amaçlarına ayrılmış ta­şınmaz malların kamulaştırılmış sayılacağı ve ancak bedellerinin maliklerce istenebile­ceği öngörülmüştür. İdare kamulaştırma bedelinin kesinleşme­sine değin geçen süre içinde kamulaştırma­dan tek yanlı olarak vazgeçebilir. Kamulaştırmadan, tarafların karşılıklı olarak anlaş­ması yoluyla vazgeçmek de mümkündür. Aynca kamulaştırma amacının gerçekleş­memesi ya da gerçekleşmeyeceğinin açıkça anlaşılması durumunda (örn. idare taşınmaz mal üzerinde kamulaştırma amacına uygun herhangi bir tesis yapmamışsa), kamulaştır­ma bedelinin kesinleşmesinin üzerinden beş yıl geçmiş olması koşuluyla, malik taşınmaz malının bedelinin idareye ödenmesi karşılı­ğında malın kendisine geri verilmesini iste­yebilir. İdarenin bu isteği reddetmesi duru­munda malik adliye mahkemesine başvura­bilir.

Yorum Yazın