Kanada Edebiyatı Özellikleri ve Tarihi Hakkında Bilgi

Pazartesi, 29 Nisan 2013, 22:18 | Bilgi Paylaşımı | 0 Yorum
by admin

Kanada Edebiyatı Özellikleri Hakkında Bilgi, Kanada Edebiyatı hakkında bilgi

Kanada edebiyatı, Kanadalıların Fransız­ca ya da İngilizce ortaya koydukları edebi­yat yapıtlarının tümüdür

Kanada’mn İngilizce konuşulan bölgele­rinde yazılmış en eski metinler, İngiliz gezginlerin ülkenin geniş ve yeni keşfedil­mekte olan topraklarında yaptıkları yolcu­luklar sırasında basit ve sade bir dille tuttukları gezi notlarıydı. Daha sonra bunla­ra Kanadalıların, özellikle de Kıyı eyaletle­rinde yaşayanların kaleme aldığı yazılar eklendi. Thomas McCulloch ve Thomas Chandler Haliburton gibi yazarlar, canlı ve mizah dolu bir üslupla yazdıkları yapıtların­da Nova Scotia’lıların lehçe ve âdetlerini konu aldılar. Oliver Goldsmith gibi ilk Kanadalı şairler ya yurtseverlik şarkıları ve ilahileri yazdılar ya da ülkenin keşfi ve öncü göçmenlerin yaşamı gibi konulan işlediler.

Kanada eyaletlerinin 1867’de Kanada Do­minyonu adıyla konfederasyon oluşturması, hem ulusal gururun yükselmesine, hem de edebiyatta büyük bir canlanmaya yol açtı. Konfederasyon şairleri olarak bilinen Sir Charles G. D. Roberts, Bliss Carman, Ar­chibald Lampman ve Duncan Campbell Scott gibi şairler, Kanada manzaralarını aşkın ve romantik bir üslupla öven yapıtla- nnda, aşkı ve derin felsefi konulan işleyen şiirlerinde gelişmekte olan ulusal bilinci dile getirdiler. Şiirleri, 20. yüzyılın başlarına değin Kanada edebiyatında önemli bir yer tuttu. 19. yüzyılın ikinci yarısında en yaygın roman türü tarihsel romanstı. Kanada’ya ilk yerleşen göçmenlerin Yerlilerle çatışmaları­nı romantik bir bakışla anlatan yapıtlardan, gerçekçi ve yarı belgesel serüven öykülerine kadar, bu türde çeşitli yapıtlar ortaya kondu.

20. yüzyıl başlarında, önceki dönemin duygusal ve yurtsever şiirine karşı bir tepki doğdu. Newfoundland’deki yaşamı yansıtan lirik şiirlerden The Titanic (1935) gibi epik anlatılara kadar çeşitli yapıtlar veren şair E. J. Pratt, II. Dünya Savaşı öncesi Kanada şiirinin başlıca temsilcisiydi. Modern Kana­da şiirinin ilk örneklerini ise, açık bir dille ve serbest nazımla yazan A. J. M. Smith, A. M. Klein ve yüzyılın ortalannda ortaya çıkan öteki şairler verdiler. 20. yüzyıl başla- nnda, uzun süre yaygın bir tür olmayı sürdüren tarihsel romansların yerini, yerel renkler taşıyan romanlar almaya başladı. Bunların en önemlileri, Lucy M. Montgo- mery’nin çocuk romanı Anne of Green Gables (1908; Yeşil Çatılı Evde Yaşayan Anne), usta yergici Stephen Leacock’un Sunshine Sketches of a Little Town (1912; Küçük Bir Kentin Günışığı Notları) adlı romanı ve uluslararası ün kazanan Mazo de la Roche’un Whiteoaks ailesinin hareketli yaşamını konu alan ve ilki Jalna (1927) başlığını taşıyan 16 romanlık dizişiydi. Kanada romanı, 1940’larda yerellikten uzaklaşarak deneysel ve lirik bir üsluba yöneldi. Çocuklar ya da sanatçılar, ilk kez başkişi olarak romanlarda işlendiler. 1960’larda ve 1970’lerde, Margaret Atwood yapıtlarında çağdaş kent yaşamını ve kadın erkek ilişkilerini parlak bir ironiyle ele aldı. Mordecai Richler ve Robertson Davies de uluslararası ün kazandı. Feminizmin yanı sıra parodi ve gerçeküstücü kara mizah, 1970’ler ve 1980’ler Kanada romanının en belirgin öğeleriydi. Savaş sonrası yıllarda Atwood’un yanı sıra, toplumsal konular üzerine yorumlanyla tanınan yergici Earle Birney, Leonard Cohen ve deneysel ürünler veren şair ve oyun yazarı Michael Ondaaj- te’nin yapıtlarıyla şiir alanında da önemli bir gelişme görüldü.

Tarihi boyunca Kanada’nın iki ayrı ve canlı kültürü oldu: İngiliz ve Fransız kültür­leri. Bugünkü Québec eyaleti başta olmak üzere Kanada’mn Fransızca konuşulan böl­gelerindeki edebiyat geleneği, İngilizce ko­nuşulan bölgelere oranla daha yavaş gelişti. Kanadalılara ait ilk Fransızca şiir kitabı ve ilk roman, ancak 1830’larda, İngiliz yöneti­minin yerleşmesinden çok sonra yayımlan­dı. Aralarında François Xavier-Garneau nun Histoire du Canada (1845-48; Kanada Tarihi) ve Octave Crémazie’nin yurtsever şiirlerinin de bulunduğu 19. yüzyıl ortasının başlıca yapıtları, gelişmekte olan ulusal kimlik duygusunu yansıtıyordu. Fransız Kanadası’nın ilk edebiyat grubu olan Québec akımı, 1860’ta ortaya çıktı. Başlıca amacı, nüfusun çoğunluğunun İngilizce konuştuğu bir ülkede Fransız-Kanada kültürünü yaşat­maktı. Grubun çoğu üyesinin tutucu ve Katolik olması, akıma ait şiir ve romanlarda nostaljik temaların ağırlık kazanmasına ve geleneksel üslubun egemen olmasına yol açtı. Montreal okulu olarak bilinen bir sonraki önemli edebiyat akımı, 1895’te kuruldu ve adını aldığı kentte etkinlik gösterdi. Akımın üyeleri, daha çok Avru­pa’daki simgeci ve Parnasçı şairlerden etki­lendiler. Montreal Okulu, 20. yüzyılın ba­şında estetikçi ve bölgeci yazarlar olarak ikiye ayrıldı. Fransız-Kanada edebiyatına sonraki 30 yıl boyunca bölgeciler egemen oldu. Ama Québec’in giderek kentleşip sanayileşmesine karşın, bu yazarlar kırla ilgili temaları işlemeyi sürdürdüler. II. Dün­ya Savaşı’ndan sonra ise Fransız Kanada romanında kentle ilgili konular egemen oldu. Gabrielle Roy’un Montreal’deki işçi sınıfının yaşamını konu alan Bonheur d’oc­casion (1945; Kelepir Mutluluk) ve Roger Lemelin’in Les Plouffe (1948; Plouffe Aile­si) adlı yapıtları, bu roman türünün örnek­leriydi. Hector de Saint Denys Garneau’ nun kendi ruhsal dünyasını araştırdığı uyak­sız şiirleri ise, 1940’larda ve 1950’lerde yazan şairleri, özellikle de Québec’teki önemli yayınevi L’Hexagone çevresinde toplananları büyük ölçüde etkiledi. Québec’in giderek modernleşmesi ve 1960’ların sonları ile 1970’lerde aynlıkçı harekette ifadesini bulan toplumsal ve siya­sal karmaşa, kültürel kimlik bilincini geliş­tirdi ve edebiyatta canlanmaya yol açtı. 1960’larda şiir siyasal bir içerik kazandı, ifade özgürlüğü ve özgün bir kimlik arayışı gibi temalara ağırlık verildi. Gaston Miron’ un L’Homme rapaillé (1970; Gözden Düş­müş Adam) adlı yapıtı, bu dönemin tipik bir örneğiydi. Jacques Godbout, Hubert Aguin, Marie-Claire Biais ve Gérard Bes­sette gibi romancılar ise, toplumsal eleştiri ve genç kuşağın atom çağındaki mutsuzluğu gibi konularla ilgili radikal temalı yapıtla- nnda, romanın geleneksel yapısını bozan Fransız Yeni Roman akımından yararlan­dılar.

Yorum Yazın