Fuzuli Kimdir

Pazartesi, 22 Temmuz 2013, 14:34 | Genel | 0 Yorum
by editor

FUZÛLÎ Kimdir,FUZÛLÎ Hayatı ve Biyografi

(1480-1556)

Türk Divan şairi. Temelini bireysel duygu ve sevgide bulan bir şiir anla­yışını geliştirmiştir.

Gerçek adı Mehmed b. Süleyman’dır. Kerbelâ’da inancı doğdu, doğum yılı kesinlikle bilinmiyorsa da, kimi kaynaklara göre 1480 dolaylarındadır. 1556’da Kerbe­lâ’da öldü. Yaşamı, özellikle gençlik dönemi ve öğrenimi konusunda yeterli bilgi yoktur. Şiirde “Fu­zûlî” adını, kendi şiirlerinin başkalarınınkilerle, baş­kalarının şiirlerinin de kendisininkilerle karıştırılmaması için aldığını, böyle bir takma adı kimsenin beğenmeyeceğini düşündüğünden kullandığını, Fars­ça Divan’inin girişinde açıklar. Ama “işe yaramayan”, “gereksiz” gibi anlamlara gelen “fuzûlî” sözcüğünün başka bir anlamı da “erdem”dir. Onun bu iki karşıt anlamdan yararlanmak amacını güttüğünü ileri sürenler de vardır.

Fuzûlî’nin yaşamı konusunda bilgi veren kay­naklar birbirini tutmamakta, genellikle söylenmece gerçeği ayırma olanağı bulunmamaktadır. Onunla ilgili güvenilir bilgiler, yapıtlarının incelenmesinden, kimi şiirlerinin açıklanışından kaynaklanmaktadır. Bunlardan anlaşıldığına göre Fuzûlî iyi bir öğrenim görmüş, özellikle İslam bilimleri, tasavvuf, İran ede­biyatı konularında çalışmalar yapmıştır. Şiirlerinde görülen kavramlardan simya, gök bilim konularıyla ilgilendiği, İslam ülkelerinde pek yaygın olan ve gelecekteki olayları bildirmeyi amaçlayan “gizli bilimlere ilişkili bulunduğu anlaşılmaktadır. İslam bilimleri içinde Hadis, fıkıh, tefsir ve kelam üzerinde durduğu, gene yapıtlarında yer alan kavramların incelenmesinden ortaya çıkmaktadır. Türkçe, Arapça, Farsça divanlarında bulunan şiirleri, bu üç dili de çok iyi kullandığını, onların bütün inceliklerini kavradığı­nı göstermektedir. Yap darı incelendiğinde İran şairlerinden Hâfız, Türk şairlerinden de Nesîmî, Nevâî ve Necati’yi izlediği, onların şiir anlayışını, duygu ve düşüncelerini benimsediği görülür.

İnanç bakımından Fuzûlî, Şii mezhebine bağlıdır. On iki imama karşı derin bir sevgisi vardır. Bütün yaşamını Kerbelâ’da, Şiilerce kutsal sayılan topraklar üzerinde geçirmesi, aşağı yukarı bütün şiirlerinde tasavvuftan kaynaklanan bir sevgiyi, bir üzüntüyü işlemesi, Kerbelâ olayıyla ilgili ağıtları, Şeriatın katılığına karşı çıkışı bu nedenledir. Ancak Ali’ye bağlılığı, Ali’nin tanrısal bir varlık olduğu görüşünü savunan ve İslam ülkelerinde Galiye (aşırı­lık) diye nitelenen inançla ilgili değildir. Ona göre Ali erdemli, gönül bilgisiyle dolu, olgun, yetkin bir kişidir ve Peygamber’den sonra imam (halife) olması gereken kimsedir. Bu görüşü benimsemeye, İslam ülkelerinde, Mufaddal (erdeme bağlı olma) denir. Fuzûlî de bu erdemden yana olanlar arasındadır. Ona göre Ali erdem bakımından, bütün halifelerden ve Peygamber’in yakınlarından (sahabe) üstündür. Bu konudaki inancını Hadîkatü’s-Süedâ (“Mutluların Bahçesi”) adlı yapıtında bütün açıklığıyla ortaya koymuştur. Türkçe ve Farsça divanlarında Ali ve onun soyundan gelen imamlara olan bağlılığını konu edinen birçok şiir vardır. Bir aralık Bağdat’ı ele geçiren İsmail Safevi’ye yazdığı övgünün kaynağı da bu sevgidir. Fuzûlî’nin, geçimini Kerbelâ, Necef ve Bağdat’ta bulunan On İki İmam’la ilgili vakıfların gelirinden sağladığı Farsça Divanımdaki “Dürri sa- def-i sıdk cenâb-ı mütevelli” (Doğruluk sedefini incisi yüce görevli) dizesiyle başlayan şiirden anlaşılmaktadır. Fuzûlî, yaşadığı dönemin geleneğine uya­rak, Bağdat’ı ele geçiren Osmanlı padişahı Kanuni Süleyman’a ve Rüstem Paşa, Mehmed Paşa, İbrahim Bey, Cafer Bey gibi devlet büyüklerine övgüler yazmıştır.

Fuzûlî, kendinden sonra gelen Türk Divan şairleri arasında Bâkî, Ruhî, Nâilâ, Neşâti, Nedim ve Şeyh Galib gibi sevgiyi şiirlerinin odağı durumuna getiren şairleri etkilemiştir. Öte yandan kimi Alevi- Kızılbaş ozanlarca da bir “inanç ulusu” olarak benimsenmiş, saygı görmüştür.

  • Eserleri (başlıca): Divan (Türkçe), (ö.s.) 1838; Sıhhat ve Maraz, (ö.s.), 1940; Enisü’l-Kalb, (ö.s.),1944; Terceme- i Hadis-i Erbain, (ö.s.), 1951, (“Kırk Hadis Çevirisi”); Beng ü Bade, (ö.s.), 1956; Hadikatü’s-Süedâ, (ö.s.), 1955, (“Mutluların Bahçesi”); Leylâ ve Mecnun, (ö.s.), 1955; Rınd ü Zahid, (ö.s.), 1956; Divan (Arapça), (ö.s.), 1958; Mektuplar, (ö.s.), 1958; Divan (Farsça), (ö.s.), 1962; Heft Câm, (ö.s.), 1962.

 

Yorum Yazın